Kendinden Playlistli Roman: SIFIR

Çocukluk zamanlarında sahip olduğumuz renkli boyama kitaplarına, doğa ve şehir yaşamı ile ilgili kitaplara bayılıyorum. Bütün o kitaplar şimdi baba evindeki tozlu raflarda, unutulmuş olarak duruyor. Küçüklüğümde bu kitaplardaki at, eşek, aslan, gemi, otobüs, ambulans resimlerini anne babamın uygulamalı sesleriyle tahayyül etmeye çalışıp, bundan keyif alırdım. Yalnız başıma kaldığımda bazı sesleri hatırlayamayınca çıldırırdım. Annemin görmediği, sesini taklit edemediği hayvanlar da olurdu tabii. Sözgelimi kanguru; hiçbir zaman aile fertleri arasında sesi mutabakata varılamayan bir hayvan oldu, sonra da onu Formula 1 dergilerinde “Foster’s” reklamı altında görüp, bira içip geğiren bir canlı olarak tanımladık. Şimdilerde ise çocukların elinde sayfalarını çevirdikleri zaman karşılarına çıkan her türlü nesneyi seslendiren konuşan kitaplar var.

Okuduğumuz roman, hikaye, hatırat türü eserlerde de konunun ritmine göre değişen müzikler olsa ve bunu dinlesek hiç fena olmazdı. Sanırım böyle interaktif bir kitap şu an için piyasada yok fakat, metroda, otobüslerde ya da evinde müzik dinleyerek kitap okuyanlar, konuya rehberlik eden bir playlist’in arka planda çalmasını hak ediyorlar.

UVACSCJ7504222

Son günlerde elime geçen Tunç Kılınç’ın Sıfır’ı tam da bu konuya parmak basan, serüvenin çeşitli yerlerinde okuyucuya yazarın gözünden müzik olarak rehberlik eden bir eser. Hayatta olmanın farkındalığının, bireyin kendini arayışının kitabı olan Sıfır, Oscar Wilde’dan Shakespeare’e, Samuel Beckett’tan A. Huxley’e birçok düşün insanına da yer veriyor. Yaşam gibi inişleri çıkışları olan bu kitabın playlist’i de aynı şekilde.

shadows

Başlıyoruz şimdi sayfalarını çevirmeye Sıfır‘ın. Kitabın ana kahramanı ölümle yaşam arasında salınıp giderken kulaklara zerk edilen ilk şarkı Frank Sinatra’nın “My Way”i oluyor. Var olmanın son çırpınışlarında, geçmişle hesaplaşmanın şarkısı bu. Üzüntüler, sevinçler, kalp kırıklıkları. Hepsinden öte, bir doygunluk hissi yaşama karşı. Kahramanın bu doygunluk hissinin ne aşamada olduğunu kitapta kendiniz tartıyorsunuz tabii ki, ama Frank Sinatra’nın şarkılarında ön plana çıkan kelimelere bakınca da “Ne ektiysem onu biçtim, hayatıma dair son söyleyeceğim budur sana bebeğim!” diye fısıldadığını duyar gibiyiz.

frank

Sıfır”ın hoşuma giden taraflarından biri de kahramanın özümsediği tarihi şahsiyetlerin arasında hayatına anlam bulmaya çalıştığı zamanlardı. Kahramanımızın Andy Warhol’la olan diyalogunda “Öldüğünde sana şarkı bile yazdılar, biliyo musun?” derken Transvision Vamp’i dinlemek ve ölümden sonraki zamana dair kişinin hiçbir belleğinin olmamasını hatırlamak acı vericiydi. Üstüne üstlük, şarkıda geçen “Hayır, Andy ölmedi, sadece uyuyor” kısmıyla, benim yorumuma göre, romanın gidişatına dair ipucu verilmiş, güzel de olmuş.

Bilinmezliğin izbe koridorlarında korkak adımlarla ilerliyoruz roman kahramanıyla. Bir gemi burası, yıkık dökük. Dışarıdan sesler geliyor ama anlamlandırmak imkansız. Daha önce maruz kalınmayan bir karanlıkta şaşırtıcı sesler bizi yönlendiriyor. “Bu kasvetli ortamın müziği olsa olsa Hotel California olurdu” dediğimiz anda plak dönmeye başlıyor. Rotamız “such a lovely place” ve bu yeri bulduğumuzda ilginç bir serüven bizi bekliyor. Bakalım Eagles da bizim gibi düşünmüş mü?

eagles

Yaşam denilen şey, engellerle dolu. Doğumumuzda, ilk nefes alışımızda ciğerlerimizde duyduğumuz acı, daha ilk saniyemizde zorlu bir dünyaya geldiğimizin habercisi. Bu ilk engelin eşiği de nefes almak ve böylece hayata tutunmak. Sonrasında daha nice engel, nasıl aşılacağını bilemediğimiz halde önümüze çıkıyor ve bazen zıplayarak bazen de tökezleyerek verdiğimiz kararlarla bizi biz yapan özümüze ulaşmamızı sağlıyor.

Çocukluk zamanlarında farkında olmadan anne baba oluşturuyor bu engelleri. Ona zarar gelmesini önlemek, dış dünyaya karşı korumak için, başına bir şey gelmesin diye sürekli duvar örüyor. Annelik içgüdüsüyle örülen bu kocaman duvar, bu kadar yüksek mi olmalıydı? Daha sonrasında okul örmeye devam ediyor bu duvarları, eğitim adı altında tüm tekdüzeliklerle. Önyargılar duvar oluyor çocuğun hayatında, en nazik öğretmen bile nazikliğiyle aşamaz artık bu duvarı. Yıllar ilerledikçe de tüketim çılgınlığı, para, şan, şöhret sevdası ile birlikte arşa varan bir duvar karşımıza çıkıyor.

Pink Floyd’un duvarının öyküsü böyle başlıyor ve bireyin hayatını zorlaştıran ve önünü kapatan engellerin aşılabileceği umuduyla bitiyor. Bu bağlamda, Tunç’un Sıfırını “The Wall” albümüne bir atıf, belki de saygı eseri olarak görmek mümkün. Aslında tüm hikayenin “Duvar” ile başlaması ve zaman zaman kitapta hissedilen “Dur bakalım, nereye gidiyoruz, nereye varmalıyız?” çıkarımları da bunun izleri. Kitabın esrarengiz karakterlerinden minibüs şoförü Cemal’e de hikayesini teypten çalan “Comfortably Numb” ile birlikte keyifli bir uyuşukluk içinde anlatmak görevi düşüyor.

Pink Floyd’un en çok dinlenen albümlerinin başında “The Wall”un gelmesi de tesadüf değil.

jılojl

Bitmedi, daha yeni başlıyor. Peki, çevremizdekiler, biz, hükümet, paralel, faiz lobisi ele verdik ördük bu duvarı da, nasıl yıkacağız acaba? Kalbi karartan, her güzelliğin altında bir sahtelik aramaya neden olan, maskeler taktıran, önyargılar yaratan ve bunları savunmaya iten her şeyden kopamaz mıyız? Sonlara doğru müjdeyi Şebnem Ferah veriyor: “Sil baştan başlamak gerek bazen, her şeyi sıfırlamak.”

Sıfır Playlist’inin hangi müzik türlerine ne oranda yer verdiğini ve santçıların dinlenme sayılarını da aşağıda görüyoruz.

f sinadstra

 

dinlenma

Şimdi Sıfır’ı tükettik mi? Hayır. Burada bahsedilenlerle beraber toplam 9 şarkılık “Sıfır Playlist”ini açıp, kitabı okumak da size düşüyor. Kalın sağlıcakla!

Not: Spotify listesinde olmayan Transvision Vamp ve Tool parçaları da dahil olmak üzere tüm Sıfır Playlist‘ini Youtube üzerinden de dinleyebilirsiniz.

Go ahead and share if you liked...Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditEmail this to someone

1 Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *